11 Rebiülahir 1448 Hicri

Regaib Kandili 79 gün sonra
Online İlahi

Asrın Felaketi

Mustafa Çelik

Tarihler gösteriyordu Altı Şubat İki Bin Yirmi üçü Bu zaman dilimini dile getirmek oldukça güçtü Acıdan kavrulup yanıyor, sızlıyor vicdanı olan yürek Bir kaç kelam etmek istedim Bismillah diyerek: Bir kış gecesi saatler geçiyordu dördü on yedi Yedi nokta yedi büyüklüğündeydi sarsıntının şiddeti Her yanı, yerle yeksan ediyordu zelzelenin hiddeti Sanki kıyamet sahnesini andırıyordu asrın felaketi Merkez üssü Pazarcık olup etkilemişti on bir vilayeti Binalar alt üst olurken yüreklerde oluşuyordu ürperti Endişeli gözlerle medet beklerken şehrin sakinleri Tarumar oluyordu memleketimin güzel şehirleri: Adana, Adıyaman, Antep, Diyarbakır, Elazığ’a mı üzülelim? Hatay, Kilis, Malatya, Maraş, Osmaniye, Urfa’ya mı yetişelim? Her şehirde yıkılan meskenler ve koskoca hayaller… Diri diri toprağın altında kalıp parçalanmış bedenler Ağlamaktan kan çanağına dönen korku dolu gözler Feryat figan edip inliyordu çaresiz kalan garipler Kiminin yaşı yetmiş, kiminin geçmemişti otuzu Enkaz altında kalmıştı ana kucağındaki yavru Bir can kurtarabilmek için uzanacaktı yardım elleri Dört bir yandan yola çıkmıştı vatanın koca yüreklileri Tek yürek olup başlamışken yardım kampanyaları Kaybedilen canlara ağlıyordu kurtarılan yakınları Karanlığa gömülmüş bedenler kaybolup gidiyordu Bir tarafta yağmacılar meydanlarda kol geziyordu Göze batıyordu imar edilmiş olan çarpık kentleşmeler Kaçıyordu pek çok can kaybının müsebbibi haramzadeler Yıkık dökük, harabeye dönmüş olan bir evin kapısından Aceleyle içeri girdim ufacık bir boşluğun arasından Aniden gözüme ilişmişti bir fotoğraf karesi Bir baba ve kızlarına gülümseyerek bakan annesi Dördü on yedi geçeye tutuklu kalmış saatin yelkovanı Issız viranenin durmuştu, geçmek bilmiyordu zamanı Birden karanlıklar içinde irkildim bir alarmın sesiyle Oysa ağlayan bir çocuk sesiymiş ısındım nefesiyle Koşar adım kucaklayıp çıktım sokağın bir köşesine Bir çiçek gibi sımsıkı sarmaladım gönlümün bahçesine Üzerime kasvet olup çökerken yaslı şehrin ağırlığı Yüreğimde hissediyordum bir yığın vedasız ayrılığı Okyanus misali yollara dökülürken gözyaşlarım Film şeridi gibi önümden geçiyordu uğraşlarım Beynimi kemirirken “kimse yok mu?” çığlıkları… Bir yandan içimde beliriyordu hayal kırıklıkları Kimi ölüme direne direne gitmişti Kimi sevdiğine elveda bile diyememişti Ey Asrın felaketi, elleri, kolları, dilleri çaresiz bırakan! Ey Küçük kıyamet, hayalleri, hayatları, umutları çalan! Gönül derinliğinde yer edinmiş kapanmayan yaralar Zihnime ilmek ilmek işlenmiş acılarla dolu hatıralar Kulaklarımda halâ çınlarken “sesi mi duyan var mı” haykırışları Göğe doğru yükseliyordu yaralı kalbimin yakarışları: “Ey Rabbim rahmet eyle kaybedilen tüm canlara, Bir daha bırakma bizleri güç yetmeyen imtihanlara”

Paylaş

WhatsApp Facebook X Telegram E-posta

Yayınlanma: · Son güncelleme:

İçerik / Telif Bildirimi

Kaynak: ilahisozleri.net